SAĞLIK TURİZMİ HUKUKU
Türkiye’de Sağlık Turizmine İlişkin Mevzuat, Uluslararası Boyut ve Yargısal Uygulama
Sağlık turizmi, küreselleşme ve sağlık hizmetlerinin uluslararasılaşması sürecinde, çok aktörlü ve çok hukuklu bir faaliyet alanı hâline gelmiştir. Türkiye, sahip olduğu sağlık altyapısı ve maliyet avantajları sayesinde uluslararası sağlık turizmi pazarında önemli bir konuma ulaşmıştır. Ancak bu gelişme, sağlık turizminin yalnızca tıbbi ve ekonomik yönleriyle değil, aynı zamanda hukuki boyutlarıyla da ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Bu çalışmada, sağlık turizmi hukuku kavramı disiplinlerarası bir yaklaşımla incelenmekte; Türkiye’deki mevzuat yapısı, milletlerarası özel hukuk kuralları, hasta hakları, sözleşmesel ilişkiler, arabuluculuk ve kişisel verilerin korunması hukuku bağlamında değerlendirilmekte; ayrıca Yargıtay ve Danıştay’ın sağlık hizmetlerinden doğan sorumluluğa ilişkin yerleşik içtihatları sağlık turizmi perspektifiyle analiz edilmektedir.
1.Sağlık Turizmi Hukukuna Giriş
Sağlık hakkı, gerek ulusal anayasal düzenlemelerde gerekse uluslararası insan hakları belgelerinde temel bir insan hakkı olarak kabul edilmektedir. Küreselleşme, ulaşım imkânlarının gelişmesi ve dijitalleşmenin etkisiyle bireyler, sağlık hizmeti almak amacıyla ulusal sınırların ötesine geçmeye başlamış; bu durum sağlık turizmi olgusunu ortaya çıkarmıştır.
Doktrinde, sağlık turizmi hukuku, klasik sağlık hukuku anlayışını aşan; milletlerarası özel hukuk, borçlar hukuku, yabancılar hukuku ve etik kuralların kesişim noktasında yer alan yeni bir hukuk alanı olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda sağlık turizmi, hukuki açıdan çok katmanlı bir incelemeyi zorunlu kılmaktadır.
2.Sağlık Turizmi Kavramı ve Hukuki Niteliği
2.1. Sağlık Turizminin Tanımı
Sağlık turizmi, bireyin sağlık hizmeti almak amacıyla mutad meskeninin bulunduğu ülke dışına seyahat etmesi olarak tanımlanabilir. Ancak hukuki açıdan belirleyici olan unsur, kişinin “turist” ya da “hasta” sıfatından ziyade yabancı statüsüdür.
Bu yaklaşım, sağlık turizmi kapsamında ortaya çıkan uyuşmazlıklarda uygulanacak hukukun ve yetkili mahkemenin tespitinde belirleyici rol oynamaktadır.
2.2. Sağlık Turizmi Türleri
Sağlık turizmi genel olarak: Medikal turizm, wellness ve termal turizm, ileri yaş ve rehabilitasyon turizmi şeklinde sınıflandırılmakta olup, bu ayrım hukuki sorumluluğun kapsamı bakımından da önem taşımaktadır.
3.Sağlık Turizmi Hukukunun Disiplinlerarası Yapısı
3.1. Milletlerarası Özel Hukuk Boyutu
Sağlık turizmi uyuşmazlıklarında en temel sorunlar: milletlerarası yetki, uygulanacak hukukun belirlenmesi, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi başlıkları altında toplanmaktadır.
Yargıtay uygulamasında, yabancılık unsuru içeren tıbbi müdahalelerden doğan uyuşmazlıklarda, MÖHUK hükümlerinin resen uygulanması gerektiği kabul edilmektedir³. Özellikle haksız fiilden doğan tazminat taleplerinde, zararın meydana geldiği yer hukuku ile daha sıkı ilişkili hukukun tespiti önem arz etmektedir.
3.2. Borçlar ve Tüketici Hukuku Kapsamı
Uluslararası hasta ile özel sağlık kuruluşu arasındaki ilişki, çoğu durumda sözleşmeye dayalıdır. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, özel hastaneler tarafından sunulan sağlık hizmetleri ayıplı hizmet niteliğinde değerlendirilebilmekte ve hasta, tüketici sıfatıyla korunmaktadır.
Bu yaklaşım, sağlık turizmi kapsamında Türkiye’de hizmet alan yabancı hastalar bakımından da geçerlidir.
4.Türkiye’de Sağlık Turizmi Mevzuatı
Türkiye’de sağlık turizmini doğrudan ve bütüncül biçimde düzenleyen müstakil bir kanun bulunmamaktadır. Ancak sağlık turizmi; 663 sayılı KHK, Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Kapsamında Sunulacak Sağlık Hizmetleri Hakkında Yönerge ve ilgili yönetmelikler aracılığıyla düzenlenmektedir.
Danıştay, sağlık hizmetlerinin kamu hizmeti niteliğine vurgu yaparak, idarenin düzenleme ve denetleme yükümlülüğünün altını çizmektedir⁵. Bu yaklaşım, sağlık turizmi faaliyetlerinin de idarenin gözetim ve denetimi altında yürütülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
5.Tıbbi Hatalar ve Yargısal Sorumluluk
5.1. Yargıtay’ın Yaklaşımı
Yargıtay, tıbbi müdahalelerden doğan sorumlulukta;
- özen borcu,
- aydınlatılmış onam,
- komplikasyon–malpraktis ayrımı kriterlerini esas almaktadır.
Yerleşik içtihada göre, komplikasyon olarak nitelendirilen sonuçlardan hekimin sorumlu tutulabilmesi için, aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edilmiş olması veya tıbbi standartlara aykırı davranılması gerekmektedir.
5.2. Danıştay’ın Yaklaşımı
Kamu hastanelerinde verilen sağlık hizmetlerinden doğan zararlar bakımından Danıştay, hizmet kusuru ilkesini benimsemektedir. Danıştay kararlarında, sağlık hizmetinin geç, eksik veya kötü işlemesi hâlinde idarenin tazmin sorumluluğunun doğacağı kabul edilmektedir.
Bu yaklaşım, kamu hastanelerinde sağlık turizmi kapsamında sunulan hizmetler açısından da geçerlidir.
6.Sağlık Turizmi Hukukunda Uyuşmazlıkların Arabuluculuk Yoluyla Dostane Çözümü
Sağlık turizmi faaliyetleri, yapısı gereği çok aktörlü ve çoğu zaman yabancılık unsuru içeren hukuki ilişkiler doğurmaktadır. Uluslararası hasta ile sağlık hizmeti sunucusu, aracı kuruluş, sigorta şirketi veya konaklama işletmeleri arasında kurulan bu karmaşık ilişkiler, sözleşmeye aykırılık, ayıplı hizmet, tıbbi hata iddiaları, ücretlendirme ve bilgilendirilmiş onam eksikliği gibi çeşitli uyuşmazlıklara zemin hazırlayabilmektedir. Bu tür uyuşmazlıkların klasik yargılama yoluyla çözümü ise, hem süre hem de maliyet bakımından taraflar açısından önemli dezavantajlar doğurabilmektedir.
Bu noktada, alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, özellikle de arabuluculuk, sağlık turizmi hukukunda giderek önem kazanan bir çözüm yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Arabuluculuk; tarafların, bağımsız ve tarafsız bir üçüncü kişi olan arabulucu yardımıyla, uyuşmazlıklarını dostane ve gönüllü bir şekilde çözmelerini amaçlayan bir yöntemdir. Sağlık turizmi uyuşmazlıklarında arabuluculuğun tercih edilmesi, taraflar arasındaki güven ilişkisinin korunmasına, uyuşmazlığın gizlilik içinde ve kısa sürede çözümlenmesine katkı sağlamaktadır.
Özellikle özel sağlık kuruluşları ile uluslararası hastalar arasında doğan sözleşmesel uyuşmazlıklar bakımından, arabuluculuk yolunun uygulanabilirliği bulunmaktadır. Sağlık hizmetinin kamu hastanelerinde sunulması hâlinde idari yargı yolu esas olmakla birlikte, özel hukuk ilişkilerinden doğan tazminat taleplerinde ve hizmet kusuruna dayalı uyuşmazlıklarda arabuluculuk, dava öncesinde veya dava sırasında başvurulabilecek etkin bir yöntem olarak değerlendirilmektedir. Nitekim tıbbi kötü uygulama iddialarında tarafların maddi ve manevi zararlarının hızlı bir şekilde giderilmesi, çoğu zaman yargılama sürecine kıyasla arabuluculuk yoluyla daha mümkün hâle gelmektedir.
Sağlık turizmi uyuşmazlıklarında arabuluculuğun bir diğer avantajı, uluslararası boyutta ortaya çıkan yetki ve uygulanacak hukuk sorunlarını büyük ölçüde bertaraf etmesidir. Tarafların, arabuluculuk sürecinde kendi menfaatleri doğrultusunda esnek çözümler üretebilmesi, özellikle yabancı hastalar açısından Türkiye’de yargı yoluna başvurma konusundaki çekinceleri azaltmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin sağlık turizmi alanında hukuki güvenilirliğini ve tercih edilebilirliğini de artıran bir unsur olarak değerlendirilebilir.
Sağlık turizmi hukukunda arabuluculuk, yalnızca bir uyuşmazlık çözüm yöntemi değil; aynı zamanda hukuki riskleri azaltan, taraf memnuniyetini artıran ve sektörün sürdürülebilirliğine katkı sağlayan stratejik bir araç olarak görülmelidir. Sağlık turizmi faaliyetlerinin yoğunlaştığı alanlarda, sözleşmelere arabuluculuk şartlarının eklenmesi ve Sağlık turizmi hukukuna ilişkin uyuşmazlıkların bu alanda uzmanlaşmış arabulucular tarafından çözümlenmesi, sağlık turizminin ve sağlık turizmi hukukunun gelişimi açısından önem arz etmektedir.
7.Kişisel Verilerin Korunması ve Sağlık Turizmi
Sağlık turizmi kapsamında işlenen sağlık verileri, hem 6698 sayılı KVKK hem de Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) kapsamında özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilmektedir.
Kişisel Verileri Koruma Kurulu kararlarında, sağlık verilerinin açık rıza olmaksızın işlenmesinin ağır ihlal teşkil ettiği vurgulanmaktadır. Bu durum, uluslararası hasta verilerinin işlenmesi bakımından sağlık turizmi aktörlerine önemli yükümlülükler yüklemektedir.
8.Sonuç
Sağlık turizmi hukuku, Türkiye’de gelişmekte olan ve bağımsız bir hukuk dalı olma yolunda ilerleyen dinamik bir alandır. Yargıtay ve Danıştay içtihatları, sağlık hizmetlerinden doğan sorumluluğun kapsamını netleştirmekte; sağlık turizmi faaliyetlerinin hukuki güvenlik içinde yürütülmesi için yol gösterici nitelik taşımaktadır.
Türkiye’nin sağlık turizminde sürdürülebilir bir başarı elde edebilmesi, yalnızca tıbbi kaliteyle değil; sağlık turizmi hukuku uyuşmazlıklarında ekonomik, hızlı, kaliteli güçlü bir hukuki altyapı, etkin denetim mekanizmaları ve yerleşik yargı içtihatlarıyla desteklenen bir sistemin kurulmasıyla mümkün olacaktır.
Arabulucu Avukat Şuayip BOLAT


